Şiğâr nikâhı ve mut’a nikâhı: Yasaklanan evlilikler

Şiğâr nikâhı, mut’a nikâhı, nikâhu’l-istibdâ ve nikâhu’l-maktın ne olduğu; İslam’ın evlilikte rıza, mehir ve ilan şartlarına yaklaşımıyla açıklanıyor.

İslam öncesi dönemde evlilik adı altında uygulanan bazı yöntemlerde kadınların rızası, mehir hakkı ve kendi hayatları üzerindeki söz hakkı bulunmuyordu. Âişe’nin naklettiği rivayette, insanların bugün uyguladığı nikâh dışındaki câhiliye nikâhlarının İslam’ın gelişiyle kaldırıldığı aktarılır. Bu çerçevede şiğâr nikâhı, mut’a nikâhı, nikâhu’l-istibdâ ve nikâhu’l-makt farklı uygulamalar olarak ele alınır.

Bu evlilik biçimlerinin ortak özelliği, evliliği karşılıklı rıza, güven ve sorumluluk temelinden uzaklaştırmalarıydı. İslam’da nikâhın tarafların rızası, şahitlerin tanıklığı, mehir ve evliliğin ilanı gibi şartlarla kurulması gerektiği belirtilir. Nikâhın amacı, eşlerin ve kurulacak ailenin haklarını koruyan düzenli bir birliktelik oluşturmaktır.

Şiğâr nikâhı ve câhiliye uygulamaları

Şiğâr nikâhında bir erkek, evlenmek istediği kişinin babasına ya da yakınına kendi kızını veya kız kardeşini karşılık olarak verirdi. Bu yöntemde kadınların eş seçme ve mehir isteme hakları bulunmazdı. Bir kadının evliliği, başka bir erkeğin evlilik talebine karşılık olarak düzenlenirdi.

Şiğâr nikâhı konusunda İbn Ömer’den aktarılan rivayette, Hz. Peygamber’in “İslâm’da şiğâr yoktur.” buyurduğu belirtilir. Bu söz, kadınların rızası dışında ve bir değiş tokuş unsuru gibi evlendirilmesini reddeden yaklaşımı ortaya koyar. Kadınların iradesini devre dışı bırakan bu uygulamanın günümüzdeki berdel veya değiş tokuş evlilikleriyle benzerlik taşıdığı ifade edilir.

Âişe’nin rivayetinde yer alan nikâhu’l-istibdâ uygulamasında ise bir erkek, eşini toplumda itibarlı görülen başka bir erkekle birlikte olmaya gönderirdi. Amaç, doğacak çocuğun o kişiden olduğunun düşünülmesiydi. Nikâhu’l-makt uygulamasında da ölen kişinin dul eşi, yakınlarından biri tarafından herhangi bir tercih hakkı tanınmadan sahiplenilirdi; kadının ölen erkeğin mirası arasında görüldüğü aktarılır.

Mut’a nikâhı ve evlilikte rıza

Mut’a nikâhı, belirli bir süre için yapılan geçici evlilikti. Rivayette, bölgesi dışında bulunan erkeklerin kalacakları süre kadar bir kadınla evlendikleri ve bu kadının onların eşyalarını koruyup yemeklerini hazırladığı anlatılır. İlk dönemde bazı şartlar nedeniyle izin verilen bu uygulama daha sonra yasaklandı.

Ali b. Ebû Tâlib’den aktarılan rivayete göre, mut’a nikâhı Hayber günü yasaklandı. Rebî’ b. Sebre’nin babasından naklettiği hadiste ise şu ifade yer alır: “Ey insanlar, kadınlarla mut’a nikâhı yapmanız konusunda size izin vermiştim. Ama Allah bunu kıyamet gününe kadar haram kılmıştır.” Bu açıklamada, mut’a ile yapılan birlikteliğin sona erdirilmesi ve verilenlerin geri alınmaması istenir.

Metinde, mut’a nikâhına ilişkin iznin savaş ve uzun süreli sefer şartlarıyla bağlantılı olarak geçici biçimde uygulandığı, ardından kesin biçimde kaldırıldığı aktarılır. Böylece evlilik, belirli bir süreyle sınırlı geçici bir birliktelik olarak değil, tarafların sorumluluk üstlendiği ve aile hayatının korunmasını amaçlayan bir nikâh olarak ele alınır.

Gizli nikâhlar da bu bağlamda sakıncalı görülür. İcap, kabul ve şahit şartları bulunsa bile evliliğin ilan edilmesi gerektiği belirtilir. İlan, birlikteliğin toplum tarafından bilinmesini ve eşlerin sosyal bakımdan korunmasını amaçlar.

İslam’ın öngördüğü nikâhın karşılıklı rıza, gönül huzuru, şahitlik, aile büyüklerinin onayı, mehir ve ilan gibi unsurlara dayanması gerektiği ifade edilir. Kız kaçırma veya baskıyla evlendirme de bu anlayışla bağdaşmaz; bir evliliğin şiddet ve zorlamayla kurulamayacağı vurgulanır. Bu yaklaşımda aile, geçici arzulara değil, hakların ve sorumlulukların korunduğu meşru bir sözleşmeye dayanır.

Kaynak:

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu