Veda Etmek: Sevgiyi ve Anıları Bırakmanın Sessiz Yolu

Veda etmek, yalnızca birinden ya da bir yerden ayrılmak değildir; yaşananları kabul edip sevgiyi koruyarak kendi yoluna devam edebilmektir.

Bir şehirden, ülkeden ya da ilişkiden ayrılırken geride yalnızca bir yer veya insan bırakmayız. Yaşadıklarımızı, öğrendiklerimizi ve içimizde kalan izleri de yanımıza alırız. Bu yüzden veda etmek, basit bir ayrılıktan çok daha fazlasıdır; geçmişte kalanla bugün arasında kurulan sessiz bir kabulleniştir.

Yirmili yaşlarımda vedalara fazla anlam yüklemezdim. Bir kapıyı tamamen kapatmadan çıkmak, söylenmemiş cümleleri geride bırakmak ya da açıklama yapmadan uzaklaşmak bana daha kolay gelirdi. Ta ki bir gün sevdiğim birinin gözlerimin içine bakarak, ağlaya ağlaya “Seni seviyorum ama bu ilişki yürümüyor” demesine kadar.

O gün, hayatımın en önemli gerçeklerinden biriyle karşılaştım: Bir şeyi sevmiş olmak, onun sonsuza dek bizimle kalacağı anlamına gelmez. Bazen birini sevmek, yanında ısrar etmek değil, kendi yoluna gitmesine izin verebilmektir.

Geçtiğimiz hafta kardeşimi başka bir ülkeye uğurladık. Onun adına mutluydum; yine de gidişi içimde büyük bir boşluk açtı. Neden ağladığımı tam olarak anlayamadan gözyaşlarım aktı. Çünkü uzaklaşan yalnızca kardeşim değildi. Çocukluğumun önemli bir parçası da onunla birlikte başka bir gökyüzüne taşınıyordu.

Birlikte izlediğimiz diziler, çocukluk oyunlarımız, tartışmalarımız ve kahkahalarımız zihnimde yeniden canlandı. Aynı evin içinde büyürken alıştığım sesler, görüntüler ve kokular birer birer hatırladığım anılara dönüştü. Geçmiş, sanki kardeşimle birlikte bulunduğumuz yerden ayrılıyordu.

İlk başta havaalanına gelmemizi istemedi. Ayrılık anının gözyaşlarıyla ağırlaşmasından çekiniyordu. Sonra kararını değiştirdi. Ben de yıllardır dile getiremediğim ne varsa bir mektuba yazdım ve ona bir hediye aldım. Gece yarısını geçen uçuşu için birlikte yola çıktık. Bir daha ne zaman aynı arabada yan yana oturacağımızı bilmeden, gündelik konulardan konuşmaya çalıştık. Her şey olağan görünüyordu; fakat içimde yaklaşan vedanın ağırlığı vardı.

Havaalanında işlemlerini tamamlamasına ve valizlerini taşımasına yardım ettik. Ardından, kaçınılmaz olan o an geldi.

Gözyaşları bir anda başladı ve uzun süre dinmedi. Onu gidebildiğimiz yere kadar uğurladık. Sonra gözlerimizin seçebildiği son ana kadar arkasından baktık ve gitmesine izin verdik.

Belki de veda etmenin en zor yanı budur: Tutunduğunuz eli yavaşça bırakmak. “Gitme” demeden, sevdiğiniz kişiye “Git” diyebilmek. Çünkü bazen onun önündeki yol, sizin yanınızda devam etmez. Sevginin bir biçimi de tam bu noktada ortaya çıkar; karşınızdakini arkasından bakarken tutmamayı seçmek.

Uzun zamandır vedaların hayatımızdaki yerini düşünüyorum. Bir ilişki sona erdiğinde neden son bir konuşma yapmak isteriz? Bir şehirden ayrılırken neden sokaklarına son kez bakarız? Bir insan uzaklaşırken neden ona söylemek istediklerimizin çoğunu ancak o anda hatırlarız?

Çünkü veda etmek yalnızca gitmekle ilgili değildir. Yaşananları kabul etmek, bir şeyin hayatımızdaki değerini inkâr etmeden artık orada olmadığını kabullenmektir. Geçmişi silmeden, onunla kurduğumuz bağı başka bir biçimde taşımaktır.

Artık vedaların da sevginin bir ifadesi olduğuna inanıyorum. Bir şehre, bir ülkeye, bir ilişkiye ya da bir insana “Bende bıraktıkların için teşekkür ederim” diyebilmektir. Gerekirse “Seni seviyorum” sözünü söyleyip, bütün bu sevgiye rağmen kendi yoluna devam etmesine izin verebilmektir.

Gerçek veda belki de budur: Yaşananları kalbinde saklayarak sevdiğin kişiye el sallamak, onu gözlerinin görebildiği yere kadar uğurlamak ve ardından kendi yoluna dönmek. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan tamamen çıkmaz; yalnızca hayatımızdaki konumları değişir. Bazı vedalar da kesin bir “elveda” değil, bambaşka bir biçimde söylenen “merhaba”dır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu