Karaciğer tümörleri iğne deliğinden tedavi ediliyor
Karaciğer tümörleri, girişimsel radyoloji yöntemleriyle cerrahi kesi olmadan tedavi edilebiliyor. Tümörler ısıtılıyor, donduruluyor veya damardan hedefleniyor.
Vücutta yedeği veya alternatifi bulunmayan karaciğerde ortaya çıkan tümörlerin tedavisi; tümörün türü, boyutu, sayısı ve yerleşiminin yanı sıra hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak planlanıyor. Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinde kullanılan güncel girişimsel yöntemler hakkında bilgi verdi.
Karaciğer tümörlerinde doğru tanının tedavi sürecinin ilk basamağı olduğunu belirten Prof. Dr. Ergun, girişimsel radyolojinin tanı aşamasında da önemli bir işlev üstlendiğini söyledi. Bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleri eşliğinde gerçekleştirilen iğne biyopsileriyle tümörden örnek alındığını aktaran Ergun, bu örnekler üzerinden tümörün yapısının ve gerekli durumlarda moleküler özelliklerinin incelendiğini kaydetti. Görüntüleme rehberliğindeki biyopsilerin, hedef bölgeye kontrollü ve hassas biçimde ulaşılmasına imkân verdiğini ifade etti.
Özel iğneyle ısıtma veya dondurma
Girişimsel radyolojik tedavilerin ablasyon ve damarsal, yani endovasküler uygulamalar olmak üzere iki ana grupta ele alındığını belirten Ergun, ablasyon sırasında tümörün içine ciltten özel bir iğne yerleştirildiğini anlattı. Bu iğne aracılığıyla uygulanan enerjiyle tümör dokusunda yüksek ya da düşük sıcaklık oluşturularak kanser hücrelerinin yok edilmesi hedefleniyor.
İşlemler, görüntüleme yöntemlerinin rehberliğinde ciltte yaklaşık 1-2 milimetrelik bir giriş noktasından yapılıyor. Cerrahi kesi gerektirmeyen bu yaklaşım, hastaların daha az ağrı yaşamasına ve daha kısa sürede iyileşmesine olanak sağlıyor. Uygun hastalarda hastanede kalış süresi de kısa tutulabiliyor; bazı hastalar aynı gün veya ertesi gün taburcu edilebiliyor.
Özellikle küçük boyutlu, sayısı sınırlı ve uygun özellikler taşıyan tümörlerde kullanılan ablasyon teknikleri farklı biçimlerde uygulanıyor. Radyofrekans ablasyonda elektrik akımıyla tümör dokusu ısıtılarak tahrip ediliyor. Mikrodalga ablasyonda yüksek sıcaklık oluşturmak için mikrodalga enerjisinden yararlanılıyor. Kriyoablasyonda ise tümör dokusu kontrollü biçimde dondurularak yok ediliyor. Bu yöntemler arasındaki seçim, hastanın ve tümörün özellikleri değerlendirilerek yapılıyor.
Yapay zekâ ve robotik sistemlerin katkısı
Her karaciğer tümörü hastası için tek bir tedavi yönteminin uygun olmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ergun, tedavi kararının hastanın genel durumu, tümörün özellikleri, hastalığın yaygınlığı ve eşlik eden hastalıklar birlikte değerlendirilerek verilmesi gerektiğini söyledi. Ergun, onkoloji, genel cerrahi ve girişimsel radyoloji başta olmak üzere farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirme yaptığı multidisipliner yaklaşımın önemini vurguladı.
Girişimsel radyolojide kullanılan teknolojilerin gelişmesiyle görüntüleme sistemlerine yapay zekâ ve robotik teknolojilerin entegre edildiğini belirten Ergun, bu gelişmelerin tedavi hassasiyetini artırmasının ve gelecekte karaciğer tümörlerinin tedavisinde daha ileri olanaklar sunmasının beklendiğini ifade etti.
Tümörü besleyen damarlara hedefli tedavi
Karaciğer tümörlerinde kullanılan bir diğer yöntemin damarsal tedaviler olduğunu aktaran Prof. Dr. Ergun, damar yoluyla karaciğer atardamarına ve tümörü besleyen damarlara ulaşıldığını söyledi. Cerrahi tedavinin uygun olmadığı hastalarda kullanılabilen bu yöntemlerle, hastalığın özelliklerine göre tümörün küçültülmesi veya büyümesinin kontrol altına alınması amaçlanıyor.
Endovasküler tedaviler arasında transarteriyel kemoembolizasyon ve transarteriyel radyoembolizasyon bulunuyor. TAKE yönteminde tümörü besleyen damarlara kemoterapi ilacı verilirken aynı zamanda bu damarlar embolize edilerek tümörün kanlanması azaltılıyor. TARE uygulamasında ise tümörü besleyen damarlara radyoaktif mikroküreler gönderilmesi ve tümör dokusuna doğrudan radyasyon ulaştırılması hedefleniyor.




