Zikir: Kalbin İhtiyacı ve İbadetin Temeli
Zikir, Allah’ı anmanın ve ibadetlerin özüdür. Kalpleri dirilten bu uygulama, her an Yüce Allah ile birlikte yaşamaktır.
Bir hadis ile başlamak gerekirse, “Rabbin, kuluna en yakın olduğu vakit gecenin son yarısıdır. Eğer o vakitte Allah’ı zikredenlerden olabilirsen ol!” (Tirmizî, Deavât, 118) Zikir, Allah’ın emirlerini hayatın merkezine almak, O’nunla birlikte yaşamak demektir. Bu süreçte, “İnsanlar ne der?” kaygısı taşımadan, Yüce Allah’ın ne diyeceğini düşünmek esastır. Zikir, her zaman ve her yerde yaratıcıyla bir arada olmanın bir ifadesidir.
Gerçek iman sahipleri, Allah’ı her an zihinlerinde tutmayı başarmışlardır. Ayakta, otururken ya da uzanırken bile Yüce Allah’ı anmak, onların yaşamlarının bir parçasıdır. Ticaret ve alışveriş gibi dünyevi işlerle meşgul olmalarına rağmen, Allah’ı anmaktan geri durmamışlardır. (Nûr, 24/37) Zikir, bağımsız bir ibadet olmanın yanı sıra, tüm ibadetlerin temelini oluşturur. İslam’ın temeli, gönüllerin huzuru ve namazın da ana hedefi zikirdir.
Namaz, insanı hayâsızlık ve kötülükten alıkoyarken, Yaradan’ı anmak (Tâhâ, 20/14) ibadetlerin en yücesidir. Zikir, kalpleri canlandıran bir iksirdir. Allah anıldığında kalbi titreyen mümin, (Enfâl, 8/2) yine O’nu anarak huzura kavuşacaktır. (Zümer, 39/23) Zikir, kurtuluşun anahtarıdır (Cum’a, 62/10) ve yaratıcı tarafından anılmanın bir vesilesidir. (Bakara, 2/152)




