Frankeştayn’ın Gelini: Erkek Egemen Dünyaya Bir İsyan

Maggie Gyllenhaal’ın yönettiği ‘Frankeştayn’ın Gelini’, klasik hikâyeye radikal bir yorum getiriyor.

Ünlü oyuncu ve yönetmen Maggie Gyllenhaal, Mary Shelley’nin ikonik eseri Frankeştayn’a yeni bir soluk getiren filmi “Frankeştayn’ın Gelini” ile sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. 1930’ların Chicago’sunda geçen bu yapım, korku, noir, müzikal, aşk hikâyesi ve gangster filmi unsurlarını harmanlayarak alışılmış kalıpların dışına çıkıyor.

Film, Mary Shelley’nin yarattığı Frankeştayn mitosuna ve özellikle “Frankeştayn’ın Gelini” klasiğine modern bir bakış açısı getiriyor. “Frankeştayn’ın Gelini”nde Christian Bale, Frankeştayn’ın yaratığını canlandırıyor. Yüz yılı aşkın bir süredir yalnız olan “Frank” lakaplı karakter, kendisine bir eş yaratılması için çılgın bilim insanı Dr. Euphronious’a başvuruyor.

Bu bilim insanını Annette Bening canlandırıyor. Dr. Euphronious, 1930’ların Chicago’sunda mafya tarafından öldürülen genç bir kadının bedenini yeniden hayata döndürerek Frankeştayn’ın gelinini yaratıyor. Jessie Buckley, bu karaktere hayat veriyor. Ancak ortaya çıkan “Gelin”, klasik anlatılardaki sessiz ve pasif figürden oldukça farklı. Güçlü iradesi, öfkesi ve özgürlük arayışıyla hikâyenin merkezine yerleşiyor.

Filmde Frankeştayn’ın yaratığı ile Gelin, Amerika boyunca suç ve kovalamacalarla dolu bir yolculuğa çıkıyor. İkilinin ilişkisi, hem romantik hem de kaotik bir şekilde ilerliyor. Yapımın dikkat çeken unsurlarından biri, Gelin karakterinin erkek egemen düzene karşı verdiği mücadele. Hikâyede Gelin’in öfkeli çıkışları ve isyanı, kadın karakterler arasında bir hareketin doğmasına da zemin hazırlıyor.

“Frankeştayn’ın Gelini”, görsel olarak da alışılmışın dışında bir stile sahip. Film, siyah-beyaz sahnelerden parlak renklere geçişler yapıyor, farklı türler arasında ani değişimler içeriyor ve parçalı bir anlatım kullanıyor. Bu yaklaşımın arkasında zorlu bir yapım süreci olduğu biliniyor; projenin ilk aşamada Netflix tarafından bırakıldığı, ardından Warner Bros. tarafından devralındığı ve film üzerinde çeşitli değişiklikler yapıldığı ifade ediliyor.

Görüntü yönetmenliğini Lawrence Sher’in üstlendiği filmin müzikleri, Oscar ödüllü besteci Hildur Guðnadóttir’e ait. Eleştirmenler, filmin mükemmel bir anlatıdan ziyade görsel gücü ve cesur tonu ile öne çıktığını belirtiyor. Parçalı yapısı ve yoğun feminist söylemi tartışma yaratsa da, “Frankeştayn’ın Gelini”, Frankeştayn evrenine getirdiği radikal yaklaşım ve Jessie Buckley’nin performansıyla yılın en dikkat çekici yapımlarından biri olarak değerlendiriliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu